3 Aralık 2011 Cumartesi

Göz Yumma!


Trafikte Sorumluluk Hareketi Reklam Filmimiz.

İstanbul Yollarında Kurumsal Felaket: Şirket Araçları

Araç giydirme yıllardır çalıştığım reklam ajanslarında kurum kimliğinin bir parçası olarak yapılıp uygulanan bir ayrıntı idi. "İdi" diyorum, çünkü son zamanlarda trafikte daha çok zaman geçirdikçe, konuyla ilgili hassasiyetim büyük oranda gelişti. Öyle ki bir süredir "araç giydirme" bence kurumsal kimliğin en önemli ögesi haline geldi. Neden mi? Sebebi gayet basit. Her gün işe geliş gidiş için yaklaşık 50-60 kilometre yol yapıyorum. Geçtiğim yollar İstanbul'un en rağbet gören yolları. Her İstanbullu gibi trafikte mağdur oluyor, taciz ediliyor ve bazen enayi yerine koyuluyorum. Yirmili yaşlarımın deli fişekliğini, aile babalığı ünvanımla mümkün olduğunca örttüğüm için artık her köşe başında kavga etmiyorum. Yine de çoğu zaman tatsız durumlarla karşı karşıya kalıyorum. Bu durumlarda muhatap olduğum araca şöyle bir bakınca çoğu zaman bir marka ile karşı karşıya kalıyorum. Mobilya, GSM, gıda, kredi kartı, beyaz eşya, üretim ya da hizmet... Sektörler muhtelif. Üstelik birazdan eve gidince aynı markalar, televizyon kanallarına milyon dolarlar ödeyerek beni ikna etmeye çalışacaklar. Ne büyük bir gaflet, bir avuç incirin bu şekilde berbat edilmesi.

Bence markalar ne yazık ki kurumsal kimliklerinin en çok insan önüne çıkan ögelerinden biri olan bu "giydirilmiş araçları" kullanan sürücüleri, kurumsal eğitimden geçirmiyorlar. Belki de daha kötüsü, bu tarz gezici hizmetleri üçüncü parti şirketlerden alıyorlar. Onlar da bugün bir markaya yarın diğerine koşturmaktan ve trafikten zaten bezmiş "profesyonellere" direksiyonu veriyorlar. Sonrası, markalar "yollara saçılıyor".

Sizi bilmem ama; aracıyla beni sıkıştıran marka, yolda makas atan marka ya da emniyet şeridinden yüzsüzce geçip giden marka ne kadar para harcarsa harcasın eve gidince televizyonda beni ikna edemiyor.

İlgililere saygıyla ve kaygıyla duyurulur.

14 Temmuz 2011 Perşembe